Kimler Geldi Kimler Geçti

Gündem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gündem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Nisan 23

23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramımız Kutlu Olsun!



Facebookta dolanırken gördüğüm bu yazıyı çok beğendim.Sizinle de paylaşmak istedim.Evet facebookta yararlı şeyler de var.Tüm çocukların ve çocuk kalanların Atamızın bize armağanı olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramını kutluyorum.Ve Okuduğum bu güzel yazıyı paylaşıyorum sizinle.


Sorunumuz demokrasi değil ahlak ve vicdan




23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun

Sevgili okurlar; bugün yine çok önemli bir günü kutluyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nin ve demokrasisinin ilk adımı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi 92 yıl önce Mustafa Kemal’in önderliğinde bir avuç vatansever tarafından atılmıştı.

Diktatör(!) Atatürk

Ne yazık ki bugün bir kısım Türkiye sevgisizi Cumhuriyet’in ilanını ve devrimleri karalamak için Atatürk’e açıkça dil uzatmaktan çekinmiyor, Atatürk’ü “diktatör” olarak tanımlamayı “demokratlık” gereği gibi sunmaya çalışıyor. Çok yazık.

Ne diktatörü?

Oysa farkında olsalar da söylemiyorlar; O Atatürk 620 yıllık bir imparatorluğun küllerinden yepyeni bir devlet yaratıp, padişahın kulu olan milyonları devletin sahibi birer vatandaş haline getirmiş ve bugün vardığımız demokrasinin temelini atmıştı.

Diktatör olsaydı

Atatürk ve bir avuç vatanseverin kurduğu yeni Türkiye Cumhuriyeti, eğer bir diktatörlük olsaydı, araya giren ve 60 milyon insanın ölümüne yol açan İkinci Dünya Savaşı dâhil 23 yıl içinde çok partili hayata geçebilir miydi? Bunlar diktatörlük görmemiş.

1900′ün ilk yarısı

Birinci Dünya Savaşı imparatorlukların bitirildiği büyük savaştır. Avrupa’daki hemen bütün imparatorluklar ve krallıklar yıkılmış yerlerini üniter nitelikli ve ulusa dayalı devletler almıştı. Türkiye Cumhuriyeti de bu anlayışla kurulmuştu.

Misak-ı Milli

Atatürk bu büyük savaşın sonunda dünyada kurulan yeni dengeleri elbette biliyordu. Ancak Sevr ile sadece iç Anadolu’ya sıkıştırılmış Türkiye’yi kabullenmenin mümkün olmadığı da ortadaydı. Misak-ı Milli sınırları böyle çizildi.

Kurtuluş Savaşı

Yeni devletin Osmanlı’nın eski sınırlarına asla kavuşamayacağı elbette çok açıktı. Ama en azından Anadolu’nun tamamı ve İstanbul mutlaka kurtarılmalıydı. Kurtuluş Savaşı işte bu anlayışın sonucudur. Emperyalizme ders verilmiştir.

Avrupa’ya bir bakalım

Aynı dönemde Avrupa’da sınırlar bu kez kesin hatlarla yeniden belirlenmişti. Ancak kıtanın emperyal güçleri yerine yükselen değer faşizm olmuştu. İtalya, Portekiz, İspanya ve Almanya birer birer faşizmin egemenliğine girdi. Demokrasi yoktu.

Aynı dönem Türkiye

Türkiye ise Atatürk’ün önderliğinde faşizme uzak durdu. Atatürk sınıf tahakkümüne dayanan komünizmi benimsemediği gibi şiddetli bir disiplini öngören faşizme de hiç prim vermedi. Onun hayalinde çok partili bir demokrasi vardı.

O kadar kolay değil

Ancak padişahın kulluğuna alışmış, üstelik dini hassasiyetleri ağır basan bir toplumu bir anda demokrasiye geçirmenin güçlüğü de ortadadır. Atatürk bu nedenle öncelikle yeni devletin kurumsal temellerini atmaya çalıştı. Laikliği çok önemsedi.

Türkiye laik olmalıydı

Demokrasinin temel dayanağı laikliktir. Aksi takdirde demokrasinin yaşatılması, özgürlüklerin içe sindirilmesi, çağa ayak uydurulması ve uygarlık yolunda büyük adımlar atılması mümkün değildir. İşte Atatürk’e bu nedenle saldırıyorlar.

Avrupa faşizmi

Avrupa’nın yarıdan fazlasının faşizme yönelmesi, elbette Türkiye’deki demokrasinin hızlı gelişmesine de engel olmuştur. Özellikle Alman faşizmi, kapitalizmin beşiği Amerika’da bile sempati toplarken Türkiye’nin işi kolay olur muydu?

Demokrasi için savaş

Buna rağmen Türkiye büyük badirelerden geçerek devletini kurumsal hale getirebildiği gibi demokrasisini de kurmayı başardı. Elbette ilk başlarda çok ideal olmasa da verilen mücadeleleri kimse yadsıyamaz. Türkiye 1950′lere alnının akıyla geldi.

Demokrasiden hiç sapılmadı

Geçmişe dönüp baktığımızda, kimi darbeleri bahane ederek demokrasi yolunda büyük acılar çektiğimizi ve büyük bedeller ödediğimizi söylemek gerek. Ancak gerçek olan şudur ki, her şeye rağmen hiçbir zaman demokrasiden vazgeçmek düşünülmedi.

Bugünkü demokrasi

Türkiye’nin gençlerinin ve önemli bir AKP’li kesimin sandığı gibi demokrasi konusunda önemli adımlar şu son 10 yılda atılmadı. Olan sadece Avrupa Birliği uyum yasalarının kabul edilmesi, bunun adeta beyin yıkar gibi propagandasının yapılmasıdır.

Yalan söylüyorlar

Medyada hâkim olan sesler son 10 yılda demokrasi yolunda büyük adımlar atıldığını söylüyor. Dayanakları ise her gün bir generalin tutuklanması. Oysa askerlerin tutuklanabilmesi demokrasinin değil, iktidarın güçlü olduğunun göstergesidir.

40 yıl öncesi

Bazen 40 yıl önceki demokrasimizin daha mı iyi olduğunu düşünmeden edemiyorum. NATO’nun ordumuza biçtiği “Komünizmle mücadele” görevine rağmen müthiş bir demokrasi savaşı verilebiliyordu. Bugünkü rahatlığımızı o günlere borçluyuz.

Bugün mücadele yok

O geçen yıllar içinde pek çok kişi eziyet çekti, ağır beller ödedi, ama demokrasi hiç gerilemedi. Bugün ise demokrasi nutukları atanlar aslında iktidara payanda olmaktan başka bir şey yapmıyor. Demokrasiyi sulandırıyor, yozlaştırıyor, ayağa düşürüyor.

Yeni demokrasi tarifi

Bugünkü çığırtkanların demokrasi tarifi çok basit; dindarsan, türbana destek veriyorsan; hiç sormuyor, iktidarı eleştirmiyor, karşı çıkmıyor, hep baş eğiyorsan, muhalefeti suçluyor, bir parça da Kürt hakları diyorsan demokratsın. Yoksa…

Tek bir soru

Bugün demokrasi nutukları atanlara tek sorum var: “Madem demokraside büyük adımlar atıldı, neden demokrasinin kalesi olan Meclis’in üyeleri tek kişi tarafından belirleniyor?” Mantıklı bir açıklama getirin ben de sizin gibi demokrat olayım.

Demokrasi hep gelişir

Açıkça söylüyorum ki, Türkiye’nin demokrasi sorunu yoktur. Demokrasi bir süreçtir ve her gün gelişir. Diyalektiğin gerektirdiği de budur. Önemli olan insanların demokrasiyi benimsemesi, özümsemesidir. Böyle oldukça korkulacak bir şey olamaz.

Sorunumuz ahlâk

Türkiye’nin asıl sorunu ahlâkidir. Demokrasiye inanmayanların, demokrasiyi bir araç, bir oyuncak gibi kullananların samimiyetsiz ve ahlâksız davranışları kafaları karıştırdığı gibi demokrasinin gelişmesini de kısmen engeller. Bu oyun bozulmalıdır.

Aydın ihaneti

Demokrasilerde asıl güç halktır ama gücün ivmesini o ülkenin aydınları yaratır. Türkiye’de şu anda itici güç olması gereken aydınlar bunu yerine getirmiyor. Daha da ötesi, büyük bir çoğunluğu tam bir ihanet içinde. Ama ne yazık ki sesleri çok çıkıyor.

Geçmişin acıları

Aydınları bu ihanete ve ahlâksızlığa götüren faktörlerin temelinde geçmişte yaşanmış acı olaylar var elbette. Ama bu acılar, Türkiye’nin giderek daha totaliter hale gelmesine seyirci kalmak, hatta buna destek vermek için bahane edilemez.

Bir gün uyanacaklar

Üzülerek yazıyorum ki, ihanet içindeki aydınlar elbette bir gün uyanacaklar. Ama o gün ne hayallerindeki demokrasi kalmış olacak ne de alıştıkları yaşam biçimi. O zaman seslerini çıkarmak isteseler de nefesleri yetmeyecek. İşte bu, büyük acı olacak.

Hepinize iyi haftalar dilerim.



Can Ataklı - Vatan 23/04/2012

Cuma, Ocak 13

19 Mayıs Atatürkü Anma ve Spor Bayramı onlara batansa Atatürk'ü anma kısmı!

İlk olarak habersiz olanlar için : aşağıdaki linke tık tık.

Olay nedir: 19 Mayıs gölgelendi.


Bugün okulda bu konu hakkında baya konuştuk.Bazı arkadaşlar ne var yani saçma sapan hareketler yapıyorduk zaten kaldırılması iyi olmuş deyince şaşırmadan edemedim.Ben artık harekete geçme zamanıdır diye düşünürken milletin düşündüğüne bak.


İlk önce 19 Mayıs'ın ne olduğunu hakkında bir konuşalım.Milli mücadele için ilk adım atılmış olup Kurtuluş Savaşımızın başladığı gündür.Atamız bu bayramı Türk gençliğine armağan etmiştir.Atatürk Türk gençliğini seviyor ve onlara sonsuz güveniyordu.Ve Türkiye'nin geleceğini bizim yani gençlerin ellerine bırakmaktan çekinmiyordu.Ama biz ne yapıyoruz Atamızın çekinmeden emanet ettiği bayramımız olan 19 Mayıs'ın kaldırılmasına tepki bile göstermiyoruz.Tepkiyi bırakın umursamıyoruz üstüne üstelik iyi olmuş diyoruz.Ayıp ya vallahi ayıp.Bu kadar kör olmayın artık.Sindire sindire her istediklerini yapıyorlar.Lan hani şeriat gelecekti hani hala gelmedi ehe ehe diye espri yapan gerizekalılar yavaş yavaş geliyor tehlike farkında değilsiniz.Şeriat yarın kapınızı çalıp bak ben geldim mi diyecek ha sizi gidi sığır sürüsü.İlla birisi çıkıp bak getirdik deyince mi farkına varacaksınız bir şeylerin.

Anlamadığım bir şey var.Şu ana kadar 19 Mayıs kutlamalarında kimse donarak ölmedi neden birden bire değiştiresiniz geldi.Demek ki öyle olması gerekiyormuşmuş.Emir büyük yerden tabi.İlk olarak 29 Ekim sonra 19 Mayıs yakında da 10 Kasım'a el attılar mı bu iş tamamdır.Siz ,siz dediğim 19 Mayıs'ı kaldırınca zafer kazanmış edasına bürünen soysuz köpek sürüsü, 19 Mayıs'ı kutlatmayınca 19 Mayısın anlamını,önemini,büyüklüğünü yitirdiğini mi zannediyorsunuz.Sizi gidi pis şerefsizler.

Kimse kimseyi aptal yerine koymasın.Yapılış amacı gayet ortada değil mi yoksa sizler mi malsınız?Belki karşı çıkanlar olacak ne var işte adamlar bizi düşünüyor soğukta hastalanmayalım diye kaldırmışlar ne de güzel etmişler ya da zaten gönülden yapmıyorduk ki  saçma sapalak hareketler yapıyorduk diyenler ya da hoca 19 Mayısa katılanlara yüz veriyormuş biz de katılalım bari diye bunu zorunluluk olarak gören embesiller de.Öyleyse soruyorum sizlere : Hanginiz sabahın köründe  güle oynaya namaza kalkıyorsunuz?

Evet öğrenciler olarak resmi bayramları çoğumuz severek isteyerek kutlamadık.Hocaların notla tehdit etmesi gibi şeyler yüzünden hep bayramlara katılmaya zorlandık.Ben bunun yanlış olduğunu düşünüyorum.Bunun sorumlusu da milli eğitim.Çocukları sabahın köründe soğukta stadyuma kadar yürütmek gibi şeyler hep çocuklarımızın bayramdan soğumasına sebep oldu.Oysa daha güzel ve anlamlı bir şekilde kutlanabilseydi hem çocuklara eziyet olmaz hem de zorunluluktan değil milli duygularla dolmuş bir şekilde içimizden gelerek katılırdık.Ama yapılmak istenen de bu zaten! Bizi soğutmalılar ki hiç tepki göstermeyelim onların yaptıkları her şeye bağlı olalım hiçbir şeye sesimizi çıkarmayalım.Onlar çoban biz koyun misali bizi nereye sürerlerse oraya.


Şimdi gelelim kaldırılmasının çok önemli sebeplerine;

Kutlama törenlerinin hazırlık döneminin mevsim olarak soğuk bir zamana denk gelmesi nedeniyle sağlık sorunlarına yol açması... Bak sen ya canım benim gözlerim yaşardı cidden ne kadar düşünmüşsün beni öyle:( Peki ya köydeki okullarda soğuktan donan çocuklar onları da düşünüyor musun?Madem bunu bir neden olarak öne sürüyorsun onları düşünmen gerekir önce sonuçta biz bir iki ay üşüyoruz alt tarafı ama onlar sürekli soğukla savaş halindeler.Ama nedense bu değil de bir iki aylık üşüme senin gözüne batıyor.Allah allah acaba neden(!)
Çalışma süresinin uzun olması nedeniyle öğrencilerin derslere ilgisinin azalması... Vay be  ne kadar da düşünceliler görüyor musunuz? Peki şimdiki sınav sistemi öğrencileri çok mu mutlu ediyor.Sırf ilerde aç açıkta kalmamak için köpek gibi çalışan öğrenciler çok mu mutlu? Ben de bir öğrenciyim ve açıkçası mutlu  olduğum söylenemez.Sürekli daha fazla çalışmamız gerekiyor.Neden?İş bulabilmek için.Sistem böyle senin yeteneğin olup olmaması önemli değil eğer yeteneğinin peşinden gidiyorsan iş bulamayacağın kesin beş parasız kalırsın ortada.O yüzden doktor mühendis hakim olmak zorundayız.Okulda son sınıf öğrencilerini teneffüse çıkarken görmedim şu ana kadar.Tuvalete gitmek için bir iki kez görmüşümdür belki.Sürekli ders çalışıyorlar nefes bile almadan.Neden bu eğitim sisteminde bir yer bulabilmek için.Sınavda kopya olduğu iddiaları ortaya atılmıştı.Bu öğrencilerin derslere olan ilgisinin azaltmadı mı motivasyonunu düşürmedi mi?Bir iki  aylık çalışmayla mı bozuldu öğrencilerin motivasyonları bak sen şu işe.


Alt tarafı iptal edilmiş bunda art niyet arayacak bir şey yok bence  diyenler Allah aşkına birazcık aklınız ve mantığınız varsa benim art niyetli olmadığımı anlarsınız.Bunları yazarken bile korkmak değil de tedirginlik hissediyorum ya polis bir gün benim de kapıma dayanır diye...İşte özgürlük de budur ya zaten!Başka diyeceğim bir şey yok. 



Cuma, Ekim 21

Şehidim Hakkını Helal Et...

İki gün önce son derste bir arkadaşımın morali çok bozuktu.Neyi olduğunu sorunca söylememekte direndi ama ısrar edince en sonunda söyledi.Eve gitmiş ve şehit verdiğimiz haberini duymuş.Gerçekten çok üzgün görünüyordu.O şehitlerimiz için ağlarken bir kaç tane kendini bilmez vicdansız kızım manyak mısın buna ağlanır mı demişler ve gülmüşler.Lanet olsun böyle duyarsızlara.Vicdansızlık resmen.Askerlerimiz bizim için canlarını feda ederken onların dediğine bakın.Ya anlamıyorum nasıl vicdanınıza sığar!Nasıl bir insanlık bu!Yazıklar olsun utanın kendinizden!Ben de utanıyorum kendimden şehit aileleri gözyaşı dökerken ben gülmekten gülebilmekten utanıyorum.Şehit haberlerini duyduktan sonra kayıtsız kalıp iki dakika sonra kanalı değiştirip magazin programı izleyenler.Yazıklar olsun size! Nasıl içiniz rahat ediyor?Hiç mi üzülmüyorsunuz! Onlar canlarını feda ederlerken siz nasıl başkasının hayatıyla ilgilenebiliyorsunuz? Biraz vicdanlı olmaya davet ediyorum sizi.26 can... Mekanınız cennet olsun askerim! Şehitlerimizin ailelerine de başsağlığı diliyorum... Şehitler ölmez vatan bölünmez!

Bugün Aydın'da meydanda olağanüstü bir kalabalık vardı.Herkes sokağa dökülmüş,tek yürek olmuş şehitlerimiz için bağırıyordu.Şehitler ölmez vatan bölünmez! Yoldan geçenler de yürüyüşe katıldılar.Yollar kapatıldı.Balkondan pencereden izleyenler bayraklarını sallayıp sloganlara katıldılar.Herkesin elinde Türk Bayrağımız vardı.Sokaklarda caddelerde ellerimizde! Şehitlerimiz için bu bile az.Şehidim hakkını helal et!